Fatma Leyla Ak Küratör Yazar Sanat Tarihçi rüyalı sergisi

Uğur Ulusoy, Rüyalı Sergisi Summart Sanat Merkezi

insan, ruhunun tarihidir

rüya bir anıdır

Evren sonsuz döngüsünü sürdürürken, bir rüya aleminin içinde dönmeye başlar. Varlığımızdan önce yaşananlar, bizimle beraber dans edenler ve gelecekte kendisini duyuracak olan müzikler bu alemin ekseni etrafında devinmeye devam eder. Rüya aleminin rengi sonsuzdur; akışkan ve hızlıdır. Rüya, dalgalı ve katmanlı bir gezegendir; Rüyalı ise bu gezegenin yerlisidir. Ruhu yolda, ait olduğu yolculuklar ve yaratma güdüsünü taşıdığı çantasının kaplumbağasıdır. Zamanla yontulduğu sanılan içgüdüler yok edilme tehdidi altındayken, bu gezegen ona bir sığınak sunar. Kulağında dünyanın müzikleri yankılanır, fırçasını hissin ve rengin şekerlemesine batırır. 

Sanatçının dünyasında rüya, yalnızca bir uyku deneyimi değil; bilinç ve bilinçdışının iç içe geçtiği, imgelerin, duyguların ve çağrışımların buluştuğu bir alandır. Carl Gustav Jung’a göre rüya, bireyin bilinçdışına açılan bir kapıdır. Ancak Jung, rüyaların yalnızca bireysel bilinçdışından değil, “kolektif bilinçdışı”ndan da beslendiğini savunur. Yani rüyalarda yalnızca bireyin geçmişi ve arzuları değil, insanlığın ortak mitleri ve arketipleri de yer alır. Sanatçı da tıpkı bir rüya gören gibi, sezgisel bir süreç içinde imgeleri bir araya getirir; figürleri, renkleri ve biçimleri doğal bir akış içinde var eder. Tıpkı Jung’un rüya görme eylemini bireyin iç dünyasına dair bir keşif alanı olarak görmesi gibi, Ulusoy’un sanat pratiği de bu keşfi görselleştirir. 

Ruh rüyanın mayasıdır.

Uyandığında rüya gömleğini giyer, ruhunun sesini dinler, boyalarını karıştırdığı kaplara ruhundan birer kaşık koyar renklerini mayalar. Resme başlar dakikalar saatlere saatler günlere yuvarlanırken boyaların mayası kumaşların üzerinde tutar. Rüyalı’nın fırçası, rüya aleminin organik yapısını takip eder. Bileşenleri birbirine karışan kompozisyonlar, bilinç ve bilinçdışının kesiştiği noktaları görünür kılar. Onun eserleri görsel bir rüya formuna bürünür. Talmud felsefesine göre her rüya kendisinin yorumuysa, her resim de onu okuyana yazılmış bir mektuptur. Burada rüya yorumunun öznel doğası öne çıkar; her izleyici, eserin içinde kendine ait bir anlam keşfeder.

Jung’a göre rüya yalnızca geçmişin ve arzuların bir yansıması değil, geleceğe dair bilinçdışı mesajlar da içerir. Sanatçının eserleri de bu bağlamda dün, bugün ve yarının kesiştiği, görünüş ve gizemin iç içe geçtiği alanlar yaratır. 

Rüya sınırsızdır.

Gerçek ile rüya arasındaki çizgi burada kaybolur. Yaratım süreci, bir rüya deneyimine dönüşür; yalnızca resimler görülmez, aynı zamanda rüya gezegeninin içine girilir, onun akışında hareket edilir ve katmanları keşfedilir. Renk paletinin sınırsızlığı ve kumaşın akışkan yüzeyinde bir araya gelişi de bu sürecin bir parçasıdır. Sanatçının canlı, hareketli ve zengin bir renk skalası kullanması, bilinçdışının dinamik yansıması olarak ele alınabilir. Bu yaklaşım, rüya deneyiminin yalnızca belirsiz ve puslu bir alan olmadığını, aksine düzen ve çeşitliliğin iç içe geçtiği bir atmosfer sunduğunu gösterir.

Rüya flu değildir.

Resimler, bir rüya sekansı hissi uyandırır; rüya ve hayatın akışkan, sürekli değişen doğasını yansıtır. Bilimsel olarak, REM uykusu sırasında beyin en aktif halini alır ve bu evrede görülen imgeler genellikle daha canlı ve yoğun olur. Ancak rüyalar yalnızca bu evrede değil,  (NREM) derin uykuda da ortaya çıkabilir. Dinamik ve hatırlanabilir olsalar da, bilinçdışına dair imgeler her aşamada varlığını sürdürür. Rüyalı’nın sanatı da bu döngüye benzer: imgeler dönüşür, yüzeyler akar ve her detay incelikle işlenerek hatırda kalır. Bilinçdışının sınırsızlığı, burada fırça darbeleriyle somut bir hal alır. Rüyalı, sürekli değişen ritmiyle yaratmaya devam eder.

Rüya görenlerin tanıdık olduğu bu gezegenin yerlisi resimleri ile sıradan zamanın dışına çıkar. Rüyada zamanın yavaş ilerlemesi bir sanrıdır ancak beyin daha hızlı çalışır ve orada her şeyi yaratabilme gücüne sahiptir o ise bu yaratabilme gücünü  kendi gezegeninde resimleri ile  gerçek kılar. Eliade’nin kutsal zaman kavramındaki gibi, mitik zamanla bağlantılı rüyalar sıradan zamanın dışına çıkmayı sağlar. Rüyalı ise resimleriyle mitlerin içinde dolaşabilir, farklı zamanlarda yolculuk yapabilir ve böylece geçmişin ve kozmik düzenin farklı bir parçası haline gelir.


Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11