
Rüzgârın sesi…
Mevsimin soluğu, kuşların kanat çırpışı, içe akan gözyaşı,
uzuvlara adanmış bir beyin,
kedi kovalayışı, yakalayışı, kedi öpüşü, iç çekişi, içlenişi…
Duydum seni.
Her şeyi duyuyorum ama yine de huzur dedikleri o hissi hissediyorum;
belki mümkün kılıyorum, belki de yalnızca istiyorum.
Tenimde ılık bir rüzgâr; saçlarım onunla karışıyor.
Gözlerimin içinde günün ışığı…
Ve birden, hayalin geçip gidiyor önümden.
Çocukluğun kuşları dinliyor;
çocukluğun kuş seslerini taklit ediyor;
çocukluğun dizlerinin üstüne düşüyor
ve çocukluğundan kalma izlerin hâlâ orada.
Yaklaş.
Kuş doğuruyorum sana.
Dilini anlaman mühim değil;
zaten dil bazen soğuk, mekanik bir ögeye dönüşüyor.
Ama beni kavraman önemli.
Yaklaş.
Senin için yağmur yağdırıyorum.
Rüzgâr ılık esiyorsa, bu yalnızca senin için.
Sabaha karşı anlamı sana çıkan bir rüya görmüştüm hatırlamıyorum.
Belki o yüzden tekrar uyudum; yine senin için.
Bak, bu ruhumun şaha kalkış anı.
Diriliyorum bu ataerkil tanrıların göğsünde.
Bir tanrıça olup yeniden yaratıyorum ve bu da senin için.
Tapmanı istemem.
Yalnızca keşfet beni.
Taptığın bir şeyi öğrenemezsin zaten,
sevemezsin de.
Ama insan, keşfettiğini mutlaka sever biliyorum.
Bak, şimdi yanında olsaydım, her şey bizim için olurdu.
Ama ben yalnızım ve her şey senin için.
Bir şairi anıyorsam,
algılarım açık ve seni buluyorsam kemiklerimin dizilişinde;
rüzgâr soğuk eserken bile üşümüyor oluşum,
sadece alışmak içindir.
Hadi…
Durma öyle.
Artık beni kavraman bile mühim değil.
Kuş doğurdum sana.
Yaklaş.

-Yarayla konuşmalar
Bu defa yara dedi ki, “Ben gözüm.”
Dedim ki, “Gör madem.”
Ben beni sık sık yakarım.
Dedi ki, “Yaranın özelliği budur zaten.”
Sordum, “Yara hep mi görür?”
Cevap verdi, “Aslında yara gösterir.
Ben sana göz olsam da sen göreceksin.”
Dedim, “Ruhun yarası nerde gözükür?”
Dedi ki, “Sorduğunda göre ruhunda yok yara.”
Dedim, “Olsa da ruhuma derman ruhumdur.”
Sordum, “Şimdi neyi gösteriyorsun bana?”
Dedi ki, “Başın yer ve gök arasında gezerken, iyi bak vücuduna.”
— conversations with the wound
I often burn myself.
This time the wound said, “I am an eye.”
I said, “Then see.”
It said, “That is the nature of a wound.”
I asked, “Does a wound always see?”
It answered, “In fact, a wound shows.
Even if I become an eye for you, you will be the one who sees.”
I said, “Where does the wound of the soul appear?”
It said, “If you ask, then there is no wound in your soul.”
I said, “Even if there were, the cure for my soul is my soul.”
I asked, “So what are you showing me now?”
It said, “While your head wanders between earth and sky, look carefully at your body.”

Belki bir sabah,
ruhun bu çölden denizlere taşınır.
Belki bir sabah uyandığında,
yanındaki ruhu çoktan hayali bir çöl yutmuştur.
Görünmeyen çölü aşarsan,
her yer senin denizin.
°
Maybe one morning,
your soul will journey from this desert
to the seas.
Maybe one morning,
when you wake,
the soul beside you
will already have been swallowed
by a dreamlike desert.
If you cross the invisible desert,
every place becomes your sea.