Ahtapot Sevgili’ye

Sanatçı Ezgi Nur Akıncı Zihin Manzaraları: Varlık ve Hakikat
Ahtapot Sevgili1
“Al git Şehla yürüyüşünü
Yaz deme Kış deme
Üşürüm deme
Aylardan baharsa Ay doğarsa
Hiçbir şey deme Bu senin
Kuşlardan önce kalkan yüzündür
Al git Sevgili
Aşk bağışlanmış hüzündür.” 2
Neredeyse iki ay evvel görmüştüm Ahtapot Sevgili’yi ve gördüğüm yalnızca Ezgi’nin çizdiği resmin bir fotoğrafıydı. Kollarında farklı mevsimlerin çiçekleri bitmiş, renkli bir ahtapot. Ara sıra durup söz etmeyi düşünürken, bana hatırlatacağı bir şey varmış gibi hissettirdiği için, bir fincan kaynamış suya bırakılmış iki tutam bitki gibi bekledim durdum. Ne aldım kurumuş bitkileri fincanımdan ne de içtim demlenmiş iki yudumluk çayımı. Bugün, Dolapdere meyve-sebze pazarından aldığım mor soğanı, sevgilimin kendi tarifiyle yapacağı mantar için doğrarken aklıma geldi: Ahtapot Sevgili.
Soğanın parlak morunun bunca çekiciliğinden olsa gerek, Ezgi’nin resmindeki beni çeken renklere gitti birden aklım. Mor, koyu kırmızı, bordo… Bir soğan nasıl bu kadar çekici olur da beni, aklımda dolaşan resme götürebilirdi birden? Ahtapot Sevgili. Ardından beni yıllar evvel gizli gizli okuduğum Nevzat Çelik’in Bağışlanmış Hüznü’ne götürdü. Gizli okumam, sevgili yazarın siyasi kimliğinden dolayı değildi; henüz 14 yaşındaki bir çocuk için tutkusu yoğun bir aşk hikâyesini avuçlarımın arasında almış olmamdandı. Tutkulu bir aşıktı romandaki yazar; sonunda da bu şiiri yazıvermişti, sanıyorum.
Şimdi baktım da fincanımı doldurduğum su aylardır soğumamış, içine bıraktığım iki tutam bitki demlenmiş ama çayım acımamış. Vakti gelmiş içmenin.
Ezgi’nin kollarında çiçekler yetiştirdiği Ahtapot Sevgili’sini görünce, onun resminin renklerine bürünmek istediğimi hissettim. Aşkta da olduğu gibi. Görünen her şey çekici. Ahtapot, bir okyanusta Ezgi’ye süzülmüş de onu öyle çizmiş gibi görünüyor. Yalnız, okyanus da Ezgi’nin, ahtapot da… Ondan bu başka.
Aşkta da olduğu gibi, ahtapot çiçeklerle geliyor, sarılıyor, her mevsimde başka renge bürünüyor. Üç kalbi var. İlkiyle öpüp okşuyor, çiçeklerini gösteriyor. İkincisiyle kollarıyla nefessiz bırakıyor, tüm ağırlığıyla sevgilisinin üzerine çöküyor. Üçüncüsüyle, nefessiz bıraktığını fark edip suni teneffüs yapıyor. İnsan, böyle görkemli bir Ahtapot Sevgili’ye “Al git şehla sürünüşünü, sevgili,” diyemiyor işte, sevgili yazar.
Öyle sanıyorum ki her âşık, bir diğerine biraz ahtapot oluyor. Bazen susarak, bazen konuşarak, bazen severek. Belki aşkın da üç kalbi var. Suni teneffüs vaktinde hem çiçekleri hem nefesi veriyor.
Derken, bulunduğum odanın kapısını aralayarak sevgilim giriyor içeri:
“Bu defa mantar farklı olacak; tarçın ve bal yok,” diyor.
Tarçını çok sevdiğimi biliyor. Hatta, belki de sevdiğim her şeyin üzerine tarçın dökebileceğimi de… Neyse ki aşkın üçüncü kalbi ile nefes alıp çiçek vermeye devam ediyoruz da tarçınsız mantar, tarçın kabukları arasında yetişmiş gibi tat veriyor.
Gel, şehla yürüyüşünle Ahtapot Sevgili,
gel ki renklerine hayran durayım.
On dört yaşında okuduğum
aşk romanlarını yalnız hatırımda bırakayım.
Üzerine biraz tarçın döküp,
ruhumun orta ateşinde
aşkın üçüncü hâliyle seni biraz kavurup seveyim.3
- https://ezginurakinci.com ↩︎
- Nevzat Çelik Bağışlanmış Hüzün ↩︎
- leyladan ↩︎